Açıkcası Kürdistan için öngörülen özerklik içimi fazlaca ısıtmıyor. Böyle olmasına karşın bu statüsüzlüğe bir yerden itibaren son vermek gerektiğini de düşündüğümden kerhen de olsa Özerklik ve Otonomi ile de gidilecek bir yolun olduğunu kabulleniyorum.
Demokratik Toplum Kongresi ve Özerk Kürdistan
Memo Sahin
Amed 13-14 Haziran tarihlerinde ‘kendimizi yönetmek için fiili adım atıyoruz’ diyen ve kalbi Kürdistan’ın özgürlüğü uğruna atan her katmandan yüzlerce Kürdistanlı yurtsevere evsahipliği yaptı.
DTP ve PKK’ye gönül vermiş yüzlerce insanla, bu örgütlere mesafeli duran farklı kesimlerden onlarca insan uzun bir aradan sonra ortak kaygılardan hareketle biraraya geldi.
Farklı da olsak, farklı da düşünsek, farklı amaçlar ve çıkarlar uğruna mücadele de etsek, bir noktadan sonra ortak paydalarda biraraya gelmek zorundayız.
Biraraya gelmek zorundayız, zira ‘Türkiye’nin çözmesi gereken en önemli sorun Kürt meselesidir’ diyen ve 2009 yılının çözüm için bir şans olduğunu dillendiren Cumhurbaşkanı’ndan Başbakanı’na Türk siyaset erbabı çözümün sınırlarını getirip ulusal ve üniter devlete hapsediyor, tanımayı düşündükleri kültürel hakları bile ‘kollektif ve grup hakkı olmaz, olacaksa bireysel temelde olacaktır’ diye kestirip atıyor. Bununla da yetinilmeyerek Kürdün Kürde küfretmesi selam vermek ve el sıkışmak için şart koşuluyor.
Böyle olunca da gidilmesi gereken yolu Kürtler el ele vererek gitmek zorundalar. Küskünlük ve kırgınlıkları bir noktadan sonra halkın davası uğruna bir tarafa bırakmak gerekir.
Bunu yapmayıp geçmişte ve günümüzde yaşadığımız olumsuzluklara odaklaşır, bunun hesabı için birbirimizi yemeye devam edersek evdeki bulgurdan olma riski giderek artar. Bu nedenle de bu saatten sonra birbirimize pozbılındlık yapma lüksümüz yok.
Demokratik Toplum Kongresi’nde ‘Kürdistan’a Özerklik, Türkiye’ye Demokrasi’ şiarının ana eksenini oluşturduğu bir dizi karar alınmış ve işe oluşturulması hedeflenen bir yol haritasıyla devam edileceği vurgulanmış.
‘Demokratik Özerk Kürdistan’dan ne anlaşıldığını ise hazırlanacak ‘Yol Haritası’ndan sonra göreceğiz.
Yazının girişinde Demokratik Toplum Kongresi’ne atfen ‘kendimizi yönetmek için fiili adım atıyoruz’ diye bir tesbitte bulunmuştum. Bana göre bu kongre Kürt halkının meşru ve legal yasama organıdır. Yani Kürdistan Ulusal Kongresi’dir, Kürdistan Ulusal Meclisi veya Parlamentosu’dur. Halkın kaderini ilgilendiren konularda kararlar alan bir organdır.
Yapılan açıklamada bu Kongre, Meclis veya Parlamento ‘halk kitlelerinin siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik temsil gücüne ulaşmayı hedeflemektedir. Kürt sorununun çözümünü merkezine alan tüm siyasal parti, grup ve aydınları kapsama çabasını kararlılıkla sürdürecektir’ deniyor ve dışarda kalan kesimlere açık çağrı yapılıyor. Bunu sağlayabilmek içinse bir Diyalog Komisyonu’nun kurulacağı belirtiliyor.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ‘tek dil, tek mezhep, tek din ve tek millet dayatmasına’ hayır diyor ve ‘Kürt sorununun çözümünde ekonomik, siyasal ve kültürel hakların kollektif kullanımını esas alır’ diyerek temel hakların salt bireysel bazda kullanımını redediyor.
Yine Kürdistan’ın tüm parçalarını kapsayan ortak bir strateji belirlenmesinin önemine vurgu yapılıyor. Ve yürütmeyi ilgilendiren konularda pratik adımlar atmak amacıyla bir Daimi Meclis, yani bir yürütme organı öngörülüyor.
Bunlardan sonra biraz da kimi kavram ve tanımlamalara bakmakta yarar var. Eşit haklara sahip bir Federasyon’un konumumuza denk düştüğü inancındayım. Açıkcası Kürdistan için öngörülen özerklik içimi fazlaca ısıtmıyor. Böyle olmasına karşın bu statüsüzlüğe bir yerden itibaren son vermek gerektiğini de düşündüğümden kerhen de olsa Özerklik ve Otonomi ile de gidilecek bir yolun olduğunu kabulleniyorum. Ne de olsa Özerklik ve Otonomi’nin uluslararası hukukta bir karşılığı var ve sonraki adımlar için yol açık. Böyle olduğu için de bunu bir başlangıç olarak değerlendiriyorum. Bunu derken de aklıma hep Güney Kürdistan geliyor. Orada temel şiar uzun yıllar hep ‘Irak’a Demokrasi, Kürdistan’a Otonomi’ olmuştu. Bir dönem otonomi ile yetinmek zorunda kalan, ardından kıyım ve kıyamın her türünü tadan Güney Kürdistanlılar bugün devlet içinde devlet oldular.
Şayet ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ amaçlanıyor, tek dil ve tek millet dayatmasına karşı çıkılıyorsa artık Türkiye üniter bir devlet olarak kalamaz. Çünkü ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ın bir kapsama alanının, yani nerede başlayıp nerede bittiğinin belli olması gerekiyor. Özerkliği ise belirlenmiş bir toprak üzerinde yerinde yönetim olarak anlıyorsak ve orada ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel hakların eğitim de dahil dayatılan tek dilin dışında farklı bir dilden, yani Kürtçe ile kollektif kullanımını hedefliyorsak, yine dayatılan tek millet yerine farklı bir milletin, yani Kürt milletinin kendini ilgilendiren konularda karar sahibi olmasını amaçlıyorsak bu, üniter değil ademi merkeziyetçi, desentral bir devlet istiyoruz anlamına gelir. Ayrıca tüm bunları yapacak olan ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ın bir yasama ve yürütme organına, yani bir parlamento ve hükümete, kendine özgü ulusal sembollere, bir bayrak ve marşa sahip olması da gerekir.
Benim ‘Demokratik Özerk Kürdistan’dan anladığım veya anlamak istediğim bu. Bakalım yaşam neler gösterecek. Yaşayıp göreceğiz.
Memo Şahin
|