Ergenekon Nedir?

Okuyucu, başlığa aldanıp da, iyi bilinen bir soruya cevap verildiği gibi, “Ergenekon Nedir?” sorusuna cevap verdiğimizi sanmasın. Ergenekon’un cibiliyeti konusunda merakınızı gidermeye çalışıyorsanız eğer, size tavsiye edeceğim tek şey var; Bu yazının bundan sonraki satırlarını okumayın. Lakin, bendeniz de bu konuda ümmîyim. Bildiğim şeyler, sizin bildiklerinize benzer. Bana öyle geliyor ki bu konuda yazıp çizen hiç kimse başlıktaki sorunun cevabını tam olarak bilimiyor. Daha doğrusu, herkesin doğrusu kendine doğru!

Çuval gibi geniş olan böylesi konularda herkes birşeyler pırtlatır ya, bendeniz de Ergenekon’un başladığı ilk günlerde, Hindistanlı kâhinler gibi “Bu Ergenekon Masal’ı var ya, bildiğimiz dandik masallardan biridir.” diye kocaman bir laf etmiştim. Nerden bilebilirdim ki bu kêhanetimin “Ergenekon Nedir?” Sorusunun formül edilmiş halli olduğunu.

Evet;

Ergenekon, dandik bir masaldır.

Önü-arkası, sağı-solu hepsi bu. Bundan sonrasını merak etmiyorum. Biliyorum artık, şapkadan ya güvercin çıkacak, ya da tavşan.

Peki Ergenekon Davası’nın hiç mi faydası yok?

Var, var.

Türkiye, ordunun en düşük rütbelisi olan bir onbaşıyı bile yargılayamamış bir devlet. Bugüne kadar askerin yaptığı-ettiği hep yanına kâr kalmış. Bu zırhı ilk defa Ergenekon Soruşturması deldi. General düzeyinde adamlar yargılandı. Bu, ilerleyen dönemler için umut olabilir!

Ergenekon’un tek faydası budur...

Normalinde yazıyı burada noktalamamız lazım. Ama, maksat muhabbet, kabilinden birşeyler karalamaya devam edelim...

İki ucu açık bir korku tüneli düşünün. Birbirlerini korkutmak isteyen iki grup var. Biri tünelin bir ucundan dalıyor, diğeri ise öteki ucundan. Derken, karanlık olan tünelin ortalarına doğru bir yerde karşılaşan gruplar birbirlerinden korkuyorlar. Böylesi anlarda en kestirme ve en sağlıklı yol, geldiğin yöne doğru geriye geriye çekilmektir. Ergenekon olayında gelinen aşama tam olarak bu. İki tane derin devlet, çatışmaya başladılar. Birinci gruptakiler tünele hızlı bir dalış yaptı ve bayağı ilerledi. Gördü ki, tünelin diğer ucundan dalış yapan öteki grup, hiç de ham çökelek değil. Kabadayı filmlerindeki gibi kozlar paylaşılamayınca karşılıklı olarak herkes geldiği yöne doğru geri çekilmeye başladı.

Ergenekon’dan tam olarak anladığım bu.

Hatırlasanıza!

İktidar, bu operasyonu başlattığı günlerde, emekli askerleri yargılamayı başardığı için ne kadar mağrurdu. Ergenekon’a isim bile bulmuşlardı; ETÖ (Ergenekon Terör Örgütü). Yetkili yetkisiz herkes, yüklenebildikleri kadar gaza basarak olayı çözeceklerinden bahsediyorlardı. “Dönüşü olmayan bir yola girdik”, diyorlardı.“Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyorlardı. Bir sürü ıvır zıvır diyorlardı.

Peki ne oldu?

Ne olacak.

Susurluk Olayı’nda ne olduysa o oldu ve olacak.

Şemdinli Olayı’nda ne olduysa o oldu ve olacak.

Mehmet Ağar ve İyi Çocuk’un komutanı General Yaşar Büyükanıt’a ne olduysa Ergenekon kahramanlarına da o olacak.

Birde...

Soruşturmanın en hararetli düşmanları Fethullahçı basındı. Fethullah Gülen’i , Fransa’dan dönüp Şah Rıza’yı deviren Hümeyni gibi alttan alltan hazırlıyorlardı. Gazete ve dergilerinde her biri Kaf Dağı büyüklüğünde harflerle ETÖ diye başlıklar atarlardı. Cemaat bünyesindeki herkes Ergenekon uzmanı kesilmişti. Bu düzenbazları hiç bilmeyen biri, bunların söylediklerini duysa, yazdıklarını okusa “Acaba imanın şartlarından biri demokrasi mi?” diye kendine sormadan edemezdi. Çünkü, bu soruşturmanın demokrasiye ne kadar büyük bir katkı olduğunu/olacağına dair hergün fetva verip durdular.

Geçenlerde Samanyolu TV’yi izledim, onlar da “Hatasız kul olmaz, hatanla sev beni.” demeye başlamışlar. Haberleri sunan adamları, “Teröt örgütü olduğu iddia edilen Ergenekon Örgütü!” diyordu.

Hocamız Erbakan, Ergenekon ile aynı damardan kan alan Susurluk için ne diyordu;

Fasa fiso.

Bu işin başı da sonu da fasa fiso.

Ergenekon masalı budur. Rotası da bu, menzili de...

*******

NOT: Normalinde Mardin’deki katliam için bir yazı yazıyordum. Baktım ki yazının her tarafı kan kokuyor, siliverdim. Ağlayan kadınların ağıtları oldum, başını iki dizi arasına gömen ihtiyarların çaresizliği oldum, hıçkıran çocukların gözyaşı oldum. Yazamadım işte. Giden gitmiştir. Bu toplum, cellatlar tarafından katliamlara alıştırılmış bir toplumdur. Ne gidenlere rahmet diliyebildim, ne de geride kalanlara sabır....


Yazar: M.Salih Erol
Tarih: 2009-05-08


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1760