Batsın bu dünya

Yazdıklarımı takip eden arkadaşlar bilirler. Devletin, Kürt Sorunu’nu çözmeye niyetli olduğunu, fakat karşısında ciddi bir Kürt muhalefeti bulamadığını son iki yıldır ara ara yazıp duruyorum. Nitekim, bugün tartışılan nokta budur. Bunu söylerken kendime bir paye biçtiğim düşünülmesin. Bu, bir kehânet veye filozofik bir buluş filan değil. Günlük olayları takip eden herkes, bu basit sonucu çıkarabilir.

Evet...

Devlet Kürt sorununu çözmeye hazırdır!

Çünkü;

Devlet, içine kan akıtılmış ve hergün biraz daha derinleşen, derinleştikçe de irin akıtan, büyük yaralara sebebiyet veren Kürt Sorununu, polisiye tedbirlerle bastırmanın mümkün olmadığını gayet iyi anlamıştır.

Çünkü;

Devletin ekonomik manada ne dayanabilecek gücü kalmıştır, ne de iradeleriyle karşısındakileri çılgınlaştıran Kürt Savaşçıları’nı yenebilecek kadar sabrı.

Çünkü;

Orta Doğu’da huzur olacaksa eğer, bu tablo da Kürtleri görmemezlikten gelmek satranç oyununda vezir yerine kaleyi koymak gibi kural dışı bir harekettir ve başarı olasılıgı mümkün değildir.

O yüzden...

Generallerin ikide bir asarım, yok ederim, bitiririm, şeklindeki çıkışlarını da, asker gölgesinde kala kala güdükleşmiş siyasilerin, Kürt meselesi konusunda konuşurken, bir yanağı okşayıp öbür yanağa tokat indirmelerini de, hep Kürt tarafına “gelin konuşalım, ne istiyorsanız onun pazarlığını yapalım” manasına gelen laf ve hareketler olarak okudum. Buna, mezarlıktan korkan yüksek sesle türkü söyler, kuralı da diyebilirsiniz.

Şahsen, kürt siyasilerin devletten ne istediklerini tam olarak anlamış değilim. Hatta ayıp olacak ama, kendilerinin de neyi istediklerini bilip bilmedikleri konusunda şüpheliyim. Dolayısıyla bu tabloda arızalı olan taraf, legal alandaki Kürt siyasetidir. Parti veya görüş ayırımı yapmadan bütün Kürt siyasilerini ima ettiğim bilinsin isterim.

Kürt siyasiler, ne istiyordu devletten?

Kürtçe televizyon.

Q, X, W harflerine özgürlük, yani Kürtçenin serbet bırakılması.

Üniversiteler de başta olmak üzere Kürtçe eğitim.

Kürtçe isimlerin serbest bırakılması.

Falan filan...

Devlet ne yaptı?

TRT Şeş’i açtı.

Üniversitelerde Kürdoloji bölümleri açmak üzere.

Kürtçe olan köy ve şehir isimlerini iade etmeye hazırlanıyor.

Falan filan...

Şimdi soralım;

Olay bu mudur? Herşey çözülmüş mü oldu?

Siyasilerimizin psikolojisi inanılmaz derecede çocuk psikolojisine benziyor. Kendini yırtarcasına ağlayan bir çocuk görünce, insan der ki, bu çocuğun kesinlikle her tarafı yara bere içinde, yaralar iç organlarını da sarmış olmalı ki çocuk bu kadar yeri göğü inletiyor. Sonra, çocuğun annesi çocuğun eline minnacık bir şeker tutturunca kendini yırtarcasına ağlayan çocuğun yüzünde gülücükler beliriveriyor. Devletin bu zorunlu(!) olan açılımlarından sonra Kürt siyasileri izliyorum da, kafaları allak bullak.

Bir çoğu da bu açılımlardan nemalanma peşinde. Kimi TRT Şeş’ten koltuk kapma arayışında, kimi de açılacak olan Kürdolojilerden. Halleri de çok tuhaf. Federasyondan daha aşağısını istemeyen bazıları, TRT Şeş’deki meyhane türkücülerinin hazırlayıp sunduğu programlara katılarak Kürt Sorunu’nu çözdüklerini sanıyorlar.

Yahudiler, soykırımdan dolayı tazminata mahkum ettikleri Almanya’nın iliğini sömürdüler ve sömürmeye devam ediyorlar. Almanya, uygar dünyada ne zaman iki laf edecek olsa, soykırım ayıbıyla karşılaşır. Oysaki Almanya, Yahudi toprağı filan değil. Kürdistan ise, köylerin haritadan silinmesinden, kadınların ırzına geçmeye, koyunların zehirlenmesinden, kimyasal silahların kullanılmasına, asit kuyularına atılmadan, enseden vurulmaya kadar zulmün her çeşidine meskenlik yaptı. Ve devlet, unutun acılarınızı, hakkınızı helal edin diyor

Kürt yurdunda imansızca süregelen bu kuralsız savaşın sebebi Kürtler değildir.

On yıllardır süregelen savaş, Kürdü, dilsiz ve kimliksiz bıraktığı kadar aşsız, işsiz, yolsuz, susuz, fabrikasız, eğitimsiz de bırakmıştır. Devlet, Kültürel haklar yanında Kürt milletine tazminat ödemek zorundadır(!) Aksi takdirde meseleye çözüm bulmuş olamaz.

Ve Kürt siyasiler ise...

Devletin, çelikten daha dayanıklı Kürt iradesi karşısında yenilmesi anlamına gelen böylesi çıkışlarına, köşebaşında elini açmış dilenci gibi “amin” dememelidirler. Samandan daha ucuz bu siyasi duruşa ancak ve ancak Hasip Kaplan’ın dediği gibi “batsın bu dünya, batsın bu dünya” denir.


Yazar: M.Salih Erol
Tarih: 2009-06-10


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1797