Türk arkadaşıma

Üniversitedeyken aynı sınıfta okuduğumuz Karadenizli bir arkadaşım, yazılarımı okuduktan sonra, “Düşüncelerin çok sert değil mi?” diye sitemkâr bir e-mail göndermiş. Arkadaşın sert dediği şey, Kürt coğrafyasının başına gelenleri dilimiz döndüğünce, becerimiz yettiğince yazıyla fotoğrafını çekmemiz.

Arkadaşım bilsin ki,

Her harfi insanı çılgınlaştıran o satırları yazarken ben de hiç eğlenemiyorum. İçinde “ölüm”, “işkence”, “asit kuyusu” “yakılmış köy”, “ırzına geçilmiş kadın”, “mezarsız binlerce insan”, gibi, konuşurken dahi insana ecel terleri döktüren kelimlerle yazı yazmak okuyandan çok yazana işkencedir. Bu konularda yazı yazarken bunalıp, bilgisayarı bir tarafa fırlatıp, kendimi sokakların insafına atmışlığım çok olmuştur.

Sonra..

Her tarafına barut, savaş ve gözyaşı ekilen, Fırat ve Dicle’nin öte tarafına, Babil’in Asma bahçeleri gibi güzellikler ektiler de, bizim mi gözümüz kör, görüp de yazmıyoruz?

Günlük konuşma lugatına “çatışma”, “jet üssü”, “gerilla”, “hizb-ul kontra”, “faili meçhul”, “enseden satırla vurulma” gibi kelimeler yerleştirilen Diyarbakır’ı, Orta Doğu’nun ticari merkezi yaptılar da biz mi yazmıyoruz?

Çocukluk ve gençlik yılları, korku ve ölümün sindiği sokak aralarında geçen insanlara yönelik rehabilitasyon merkezleri, gençlik merkezleri, oyun parkları gibi kurum ve kuruluşlar yaptılar da biz mi hasutluk ve kindarlık yapıp böyle şeyleri yazmadık?

Topraklarından sökülüp atılmış ve çare olarak Ege’deki bir kasabanın kenarına sığınmış Kürtlere, Ortaçağdaki cüzamlı hastalara yapılan muameleler gibi onları dışlayıp, başlarına çürük domates atıp, evlerini basıp, taşlarla kafalarını kırıp, dışlamadılar da, kucaklarını onlara açıp “hoşgeldiniz din kardeşlerimiz” dediler de biz mi nankörlük edip yazmadık?

Kürt illerinde görev yaptıkları sürece Kürtlere hizmet olarak binlerce faili meçhul cinayet, haritadan silinmiş binlerce köy, mezarsız binlerce ölü, yakılmış hektarlarca orman, kendi insanını tüketsin diye insan etiyle beslenen yüz binlerce korucu denilen cani ordusu, paramparça edilmiş binlerce aileyi hizmet ve hediye olarak geride bırakıp gelen generalleri, kaymakamları, polis müdürlerini, “Devlet için kurşun atan da, yiyen de şerefildir.” demek suretiyle savaşı kızıştıran Başbakanı, iberet olsun diye, kolarından tutup hapishanelere tıkadılar da biz mi yazmıyoruz?

Kendi dilinde kendini ifade etti ya da kıytırıktan iki harf yazdı diye işkence tezgâhlarından geçirilen, hapislere tıkılan, zülmün en alasıyla yüzleşen binlerce Kürten yapılanlardan dolayı özür dilenilip gasp edilmiş yılları ve tacize uğramış kişilik haklarını tamir etmek için onlara tazminat ödeyip özür dilediler de biz mi bilmiyoruz?

....

Yaşanmış acılar üzerinden savunu yapmak ya da bir insanı böyle bir yolla ikna etmeye çalışmak etik değil, ama insanın bütün savunu yolları kapatılınca da yapacak birşey kalmıyor geriye. Dostumuz Karadenizli olduğu için Kardeniz Bölgesi’nde zaman zaman meydana gelen sel felaketlerinden bahs ediyorum. Selin yol açtığı tahribatlardan dolayı kendisine mikrofon uzatılan adam o güzelim şivesiyle ne diyor?

—Bu, can ve mal kayubunun sebebu dewlettur. Zamaninda onlem almaduğu içun, derelerun onunu açmaduğu içun, dere kenarlarında yapulaşmaya izun veridiğu içun suçlu devlettur.

Peki, adam ayuka çıkan bu serzenişiyle devlete yüklendiği için haklı mıdır?

Haklıdır, hemde köküne kadar haklı.

Şimdi biz,

Dostumuza, “Yahu kardeş! Etme eyleme, derdi veren Allah. Devlet mi o yağmuru yağdırdı, oturun oturduğunuz yerde, neden devleti şikâyet ediyorsunuz?” Desek, ayıp etmiş olmaz mıyız?

Ayıp olur, hemde ayıbın daniskası.

İşte bizim devleti iki de bir tefe koyup silkmemizin haliyet-i ruhiyesi budur. Kaldı ki, biz bizzat sistemden kaynaklı tahribatların fotoğrafını çekiyoruz.

Bazı acılar çekilmeden anlaşılmaz, çünkü empati böylesi durumlar için kifayetsiz kalıyor.


Yazar: M.Salih Erol
Tarih: 2009-09-09


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=1918