Kabul ediyorum;
Başlıkları soru cümlesi olan yazılar, genelde muhalefet duygusu üstüne inşa edilmiş kuşku içerikli yazılardır. “Yapamaz, edemez, olmaz, olamaz..” gibi olumsuz önermeleri ispatlamaya çalışır. Bu yazı da onlardan biri, ama sırf muhalefet olsun diye karalanmış değil.
Biliyorum;
Kürtlerde sayısı hayli fazla olan bir kesim, dini hassasiyetlerinden dolayı kerhen de olsa Ak Parti’yi destekliyor. Aslında bu durum, Kürtler açısından ayıplı bir kusurdur, ama Ak Parti gibi yapılanmalara destek verenlere ait bir kusur değil. Kusurun tamamı, gereksiz yere, din ile arasına set çeken Kürt siyasetine aittir. Bu girişi yapmamızın sebebi şudur; Varsa eğer okurlarımızın arasında Ak Parti’ye sempatiyle bakan, bilsinler ki bu yazıyı kin duygusuyla yazmıyorum. Dedim ya, gerekçeli bir yazı.
O halde gerekçelere geçelim.
Gerekçe Bir;
Kürt Sorunu bir devlet sorunudur, hükümet sorunu değil. Dolayısıyla, devletin şekline-şemalına, üstüne-başına düzen veren ve devletin bekasını kendilerine iman edinmiş askeri ve sivil teknokratlar “olur” demeden siyasilerin sorunu çözme şansı yoktur. Bu sorun ki, taşın altına elini koyan her siyasinin canını yakmış bir sorundur. Hatta Turgut Özal gibi cesur yürek bir siyasinin ise canına mal olmuştur. Devletle kavgalı olan Ak Parti’nin bu şartlarda devletle olan husumetini çözmeden Kürt sorunu çözmesi olası mıdır?
Gerekçe iki;
İktidar, meselenin çözümüne yanlış bir yoldan başlamıştır. Herhangi bir formül oluşturmadan, elinizde değerler olsa bile bir problemi çözmek matematiksel olarak mümkün değil. Türkçesi şu; Hükümetin Anayasa’da gerekli olan değişiklikleri yapmadan, Kürtlerin hak ve hukukunu güvence altına almadan açılıma başlamış olması büyük bir hataydı. Örneğin, ceza hukukunda gerekli olan kanun değişiklikleri yapılmadığı için dağdan gelen Barış Grubu Türk hukuk sistemini altüst etmiş ve Ak Parti’yi hayli derecede zor durumda bırakmıştır. Basit bir ceza kanunu bu kadar tantana çıkarırken, Anayasal düzenlemeler yapmadan “sorunu çözcem” demek yanak okşamaktan öte bir şey değildir.
Gerekçe üç;
Devletten geçinen ve Başbakan’ın etrafına kümelenen kimi Kürt çevreleri, hükümete, Kürt coğrafyasının sorunlarının, enini-boyunu, derinliğini-genişliğini tam olarak aktarmadıklarından dolayı Ak Parti bataklığın derinliğini bilmemektedir. Derinliği bilmediğinden dolayı da, ne kadar çaba harcaması gerektiğini bilmiyor, onun için çözemez.
Gerekçe dört;
Kürt sorunu tartışmalarında “Türkiye’nin bir PKK sorunu var, birde Kürt sorunu.” Demek, kocaman bir siyasi yanılgıdır. Çünkü; nasıl ki, Marmaris denildiğinde tatil kavramı akla geliyorsa, PKK denildiği zaman da Kürt sorunu akla gelir. İşin mantığı bu kadar basit olmasına rağmen Ak Parti, Kürt sorunu ile PKK’yi ayrıştırarak, “PKK bir terör sorunu, Kürt Sorunu ise bir insan hakları sorunudur.” dediği için sorunu çözemez.
Gerekçe beş;
Ak parti, Toplumsal uzlaşı adı altında D.Baykal ve D.Bahçeli ile ortak bir müşterekte buluşmaya çalıştığı için Kürt sorununu çözemez. Çünkü, birilerinin canının yandığı, kanının aktığı bir meselenin çözüm arayışında yüzde yüzlük bir adaletin sağlanması olası değildir. Böylesi sorunlar ya çözülür, ya da çözülmez. Ortası yoktur. Bu tür sorunlar kanserli hücre gibidir, neşteri vurduğunda kesip alacaksın. Ötesi berisi yok!
Gerekçe altı;
Askerlik sonrası Mehmetçiklere yapılan karşılama töreni ile dağdan inen Gerillalar için yapılan karşılama törenleri arasında mantık ve duygu olarak hiçbir fark yoktur. Ak Parti bu empatiyi yapamayıp “Her şeyi sil baştan yaparız.” demek suretiyle Kürt halkını tehdit ettiği için çözemez.
Gerekçe yedi, yani son gerekçe;
Yola çıkarken, şehit dernekleri, şehit aileleri, işçi dernekleri gibi kurum ve kuruluşlara fikir danışan hükümet, aynı duyarlılığı savaşın diğer tarafına göstermedi. Örneğin dağda yaşamını yitiren gerilla aileleriyle buluşmadı. Alevi veya Yezidi Kürtlere “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye sormadı. Köyü yanmış, davarı zehirlenmiş Kürtleri dinlemedi. Bunun için çözemez.
Benim gerekçelerim bunlar. Varsa başka gerekçeler onları da siz ekleyin.
Yazar: M.Salih Erol
Tarih: 2009-11-02