Özellikle AKP iktidarı süresince
Kürt çocuklarına yönelik yoğun bir tutuklama ve ağır cezalara çarptırma zülmü
ve işkencesi başladı. Yaşları onsekizin altında olan çocuklar en doğal
demokratik eylem hakkı olan gösterilere katılmaktan
ağır hapis cezasına çarptırılıyorlar.
Uluslararası İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Birleşmiş Milletlerin, çocukların özel ilgi
ve yardıma hakkı olduğunu ilân etmesi ve Türkiye’nin bu antlaşmaya imza atması
yetmiş yılı geride bırakmasına rağmen, AKP Hükümeti yasalarda
yaptığı düzenlemelerle çocukların yetişkinler gibi yargılanmasının öncülüğünü
yapıyor. Filistinli çocuklara hamilik yapan
Erdogan, kendi ülkesinde güvenlik
güçleri tarafından öldürülen, tutuklanan ve çok ağır şartlarda cezaevlerinde
çürütülmeye bırakılan Kürt çocukları
için,“Çocukta olsa kadında olsa...” diye kükrüyor. Oysa AKP’nin güya çokta
karşı olduğu İsrail, Filistin’nin aynı zamanda bağımsız bir devlet olmasını da
sağladı, fakat Türk devleti bırakalım Kürdün devlet olmasını adını iade
etmiyor.
İHD dışındaki
kurumlar, E Tipi Cezaevi'ndeki çocuklara verilen hapis cezalarına sessiz kalıyor.
Şimdi sormak lazım, çocuklara bu ağır cezalar neyin bedeli? Tecavuz mü, cinayet
mi, gasp mı, bombalama mı? İHD’nin yaptığı açıklamada “Polislere taş attıldığı
ve protesto eylemlerine katıldıkları için bu cezaların verildiğidir. İncelemeye
gerek duyulmadan, tek celsede suçlu olduklarına karar verildiğine işaret
ediliyor. Bu uygulamalar hukuk dışı
olduğu gibi, Kürt halkına düşmanlık temelinde
yürütülen beyaz katliamın bir parçasıdır. Her 23 Nisan’da tüm dünya çocuklarına seslenip sahte
hümanizm sergileyenler kendi ülkesinde yaptıkları katliamdan utanmıyorlar. Muhalefetteyken
mağduru oynayıp hak hukuk havarisi kesilenlerin zülmüne bakın! Tayyip Erdoğan'ın ülkesinde çocuklara bu
cezaların verilmesi Türk sisteminin ve takkiyeci hükümetinin ikiyüzlülüğü değil
mi?
Bu çocuklar bu zulmün hesabını sormayacaklar mı?
Devlet olayın ileride ne gibi
sonuçlara yol açaçağını algılamak istemiyor. Saddam’da yaptığı zülümden ötürü
bir gün başına nelerin geleceğini bilemezdi. 12 Eylül sonrası Dıyarbakır
zindanlarındaki vahşet PKK’nin büyümesinin ve gelişmesinin önemli bir nedeni
sayılıyorsa, yaşamı çalınan bu çocuklar içerde birer militan olup çıkacaklar.
Hukuk devleti olamayan ülkeler sonlarını böyle getirirler. Tayip Erdoğan
Davos’ta Filistin çocukları için İsrail ile didişiyor, fakat Kürt çocukların
tutuklanması için talimatlar vermesi
sözde “açılım” politikasının bir aldatmacadan ibaret olduğunu, hemde
Türkiye’nin bugünden yarına öyle kolay demokratikleşmeyeceğini gösteriyor. Matbaanın
250 yıl geç girdiği bir ülkenin
uygarlık diye ciddi bir sorunu var elbette. İnsan haklarına, farklı dillere ve
kültürlere saygıyı, çoğulculuğu ve demokrasiyi içselleştirmek maalesef Türkiye
tipi ülkelerin kârı değil. Anlaşılan Türkiye bu hendikaplarıyla Avrupa Birliği
(AB) kapısında daha çok bekleyecek.
Tayip, fırsat buldukça çocuklarınıza
sahip çıkın çağrısı yaypıyor. Hiç bir anne baba çocuklarını tehlikeli ortama sürmek
istemez, fakat baskının zülmün had safhada olduğu ortamda çocukların önünü
kimse tutamaz. Devlet gelişen olayların neden ve sonuçlarını anlamak istemediği
için, gerçekliği hiç görmek istemiyor. Önce babalar faili belli cinayetlerle
katledildi, köyler yakılıp yıkılınca kentlere doluşan yoksul aile çocuklarının ne yapmasını bekleniyordu? Uğur ve Ceylanların
katledilmesinin hesabını dahi soramayan bir hükümet vatandaşından o ilkel
yasalara saygı duymasını bekleyemez. Çocukların tutuklanmasının devam etmesi şüpesiz
hükümetin beklentisi olan sindirilmeyi değil, kaos yaratacaktır ve Kürtlerin
Türkiye sınırları içinde siyasal bir çözüm aramalarına cevap verilmez ve
muhattap alınmazlarsa ayrılık da kesinleşir.
Yazar: Aydın Dere
Tarih: 2010-02-19