Uçurum Atlıları

Dönüşü Olmayan Yol romanının devamı olan UÇURUM ATLILARI’nı bir yıllık bir çalışmanın sonunda bitirdim. Önümüzdeki ay baskıya girecek.

Uçurum Atlıları, diğer iki kitaptan daha kapsamlı oldu. Kitap, Kürt ulusal mücadelesi açısından 2000’li yıllara gelip dayandı. 2000’li yıllar, Kürt mücadelesinin en çaresiz yıllarıdır.

 

İnsan bazen bir amaçla yola çıkıyor. Yolda hesap etmediği olaylarla karşılaşıyor. Dönüşü Olmayan Yol romanı da benim için böyle oldu. Yazdıkça başka yollar çıktı önüme. Olaylar ve kahramanlar bir kitaba sığmayacak kadar çoktu

Bu serideki dördüncü ve son kitabı, bir süre sonra gideceğim Zap’ta yazacağım. Zap, fethedilmez bir coğrafyadır. Zap’ı yazabilmek için bir gerilla birliğinin peşinde adım adım gezmek gerekiyor. Zap’ta çok önemli direnişler oldu.

Ne zamandır tasarladığım "Ağlayan Ayakkabı" romanını yazacağım şimdi. Bunun için en az bir yıllık bir araştırma yapmam gerekiyor. Bir romancı olarak Ermeni Katliamıyla yüzleşmek istiyorum. Van Gölü çevresinde o kadar çok Ermeni katledildi ki… Bense Van Gölü çocuğuyum, katliama uğramış Ermeni yıkıntıları arasında büyüdüm, ağlayan bir çocuk ayakkabısı buldum, çıkardım… Bu benim görmezlikten geleceğim bir simge değildi…

Çok zahmetli olacağını biliyorum, ancak "Ağlayan Ayakkabı" romanını başaracağıma inanıyorum. Bunun için çok okumam ve birçok kaynağa ulaşmam gerekecek. Amerika ve Paris’teki yaşlı kuşak Ermenileri dinlemek için dostlardan yardım istedim. Bu sağlanacak.

Yasaklanan ve çoktan tükenmiş olan kitaplarımın basılması benim için önemliydi. Örneğin 1991 basımlı Ülkeye Dönüş adlı romanım basıldığı ay yasaklanmıştı. 1993 yılında basılan ve bir ay içinde tükenen Bekaa-Yaratılan Toprak adlı kitabım onbeş gün içinde yasaklanmıştı. Bu iki kitaptan toplam altı yıl hapis cezası almıştım. Cezalı bir kitap, vitrin altına düşürülmüş demektir. İnsanın çocuğunun hapse atılması gibi bir şeydir bu. Türk ırk devleti, kitaplarımın boynuna ırk yasalarının kementini atmakla beni de sürgüne yollamıştı. Bu kitaplarım için ne zamandır huzursuzlukla kıvranıp duruyordum. Bazen bir arkadaşın kitaplığında bu kitaplarımdan biriyle karşılaştığımda, utançla yüzümü çeviriyordum. Çünkü yirmi yıla yakındır onlara sahip çıkamamıştım, kapaklarında Türk ırk yasalarının ağır hükmü, öylece boynu bükük bekliyorlardı.

Berlin’den matbaacı bir arkadaşla Uçurum Atlıları ve doksanlı yıllarda basılıp yasaklanmış kitaplarımın yeniden basılması üzerine konuştuk. Ekonomik zayıflıklarımı bildiği için yaptığı fiyat teklifi bana cazip geldi. Daha önce yayıncılık yapmış olduğum için bu işten biraz anlıyorum…

Ayrıca sürgünde yazmış olduğum yazılardan bir seçki yapmak istiyorum. Van Gölü’nde Yılanlı Bir Günün Esrarı ve Yasak Ülkenin Günlüğü adlı kitaplarım da hiçbir yerde yok.

Bu altı kitap için matbaacı arkadaşın teklifi benim için çok cazip. Bunun ancak dörtte birini karşılayabilecek durumdayım. Onu da internet üzeri yaptığım kitap satışından biriktirmiştim. Yazarlığım açısından bu önemli dönemeci atlatabilmem için, kültür yatırımına önem veren ve az çok olanağı bulunan arkadaşlardan destek istiyorum. Zaten en az üç -dört yıl kitap çıkarmayacağım. Dört yıl sonra da kim bilir nerelerde olacağız.

Bu tür yazılar yazmadan önce epeyi düşünürüm. Yazarken sıkıntı da duyarım. Fakat sonra sıkıntımı hafifletecek nedenler bulurum kendime. Bir insan kendine, kişiliğine, uğraşına güveniyorsa ve günün neredeyse yirmi saatini bu yolda kullanıyorsa, sağa sola sapmamak için umutlarını temsil ettiği insanların desteğine başvurmalıdır. Kritik noktalardaki bu destek, yazarı umutlarını temsil ettiği insanlara daha çok bağlayacaktır.

Matbaa masrafına ortak olan arkadaşların isimlerini, Sarya kitabında olduğu gibi, çıkacak olan altı kitabımın önsüzünde anmak istiyorum. Bu da bir sürgün hatırası ve dayanışma örneği olarak kalacaktır.

Kurdistan Post’un durumu

2004 yılında yayın sorumluluğunu üstlendiğim Kurdistan-Post’u bugüne kadar getirdim. Yedi yıl olmuş. Yedi yıl boyunca, her gün Kurdistan-Post’un karşısına oturdum. Birkaç günlüğüne gittiğim yerlerde bile onu yanımda taşıdım. İnsanlar ülkeler gezdi, iş değiştirdi, canının istediği ve istemediği şeyler yaptı, ama ben bir kurulu saat gibi Kurdistan-Post sayfalarına takılı kaldım. Türk ve Kürt basınının ayrıntıları arasında, Kürtlere sunabileceğim yazılar aradım. O, bitti; romana devam etim, romandan fırsat buldukça makaleler yazdım. Şimdi kulaklarımda bitmez bir bilgisayar uğultusu, bakışlarımda uçuşan harf ve kelimler, zihnimde yalnızca yaşamımızı uğruna verdiğimiz Kürdistan’a ait kahırlı kavramlar var.

Birkaç kez niyetlendiğim halde, arkadaşların ısrarları sonucu Kurdistan-Post’u bırakamadım. Ama sanırım artık Kurdistan Post beni bırakacak. Bünyem, zamanım, tahammül gücüm Kurdistan-Post’u artık daha fazla sürdürmeme elvermiyor. Üç gözlükle çalıştığım gözlerim bu ağırlığı kaldıramıyor. Ayrıca hayat sınırlı… Ömrümüzün, eğer kalmışsa son beş-on yılını yaşlılıkta ayakta duracak şekilde ayarlamak gerekiyor…

Bunun basitçe geçiştirilecek bir mazeret olmadığını anlamanızı rica ediyorum. Geçenlerde İsrail Eski Dışişleri Bakanı Livni, anne ve basının İsrail’in kuruluş aşamasına tren soyarak katkıda bulunduklarını itiraf etti. Fakir Yahudi ile pek karşılaşmazsınız zaten. Nasıl kazanırlarsa kazansınlar, onların bir dinsel ve ulusal dayanışma ahlakları vardır. Kürtler, dayanışması çok geri bir toplumdur. Ulusal dayanışma Kürtlerde gelişmiş olsaydı, Kürtlerin de özgür bir vatanları ve kendilerini koruyacak bir devletleri olurdu. Kürtlerde ulusal dayanışma yerine, bir alt kültür olarak kişisel olarak kendini kurtarma eğilimi daha ağır basmaktadır. Bu, sömürgeciliğin baskı ve şiddetle Kürtlere aşıladığı bir alt kültür biçimidir. Bunun bedeli Kürt nesillerine ağır ödetilmiştir.

Kürt için para ve servet, mezara kadar ulaşılması gereken mutlak bir amaçtır; gelişmiş kültürlerde ise para, yaşandığı sürece ailesel ve ulusal alanlarda değerlendirilmesi gereken bir önemli bir araçtır.

Bu nedenle Kürt zenginlerinin yaratmış oldukları tek ulusal kurum yoktur. Kürt zenginleri bunun kaygısını da pek gütmez. Basını, televizyonu, güçlü iletişim araçlarını ve teknolojiyi var edecek olan sermayedir halbuki. Kürd zenginliğinin bu alanda kullanılan sermayesi yoktur. Var olanlar da büyük oranda "Atatürk" isimli okulların açılmasında kullanılmıştır. Onun için Kürt basını denince akla hiçbir şey gelmez. Gelse de kapasitesi bellidir. PKK hareketinin kontrolünde birkaç gazete ve bir televizyondur. Gerisi, eski ve yeni örgüt arkadaşlarının yazılarını yazdığı-beş on internet sitesidir. Kürt basın yayın alanı, kültür kurumları bu emekle yazşamak isteen yüz insanı geçindirmez. Bu, sömürgecilik altında kıvranan Kürt ulusunun büyük zaafıdır. Sömürgecilik, Kürdistan’ın sadece olanaklarını gasp etmemiştir, iş alanlarını da Kürtlerin elinden alarak, Türklere sunmuştur.

Kurdistan Post, çok cılız olan Kürt basınında orta bir yerde durmaktadır. Kürtler arası gerilim, aşırı taraftarlık, hakaret ve aşağılamalardan uzak durduğu için de, egemen Kürt siyasetleri içinde pek yeri yoktur. Kurdistan Post’un sahibi, dünyanın dört bir yanına dağılmış her eğilimden Kürt bireyleridir. Onlar takip etmekte ve onlar güç vermektedir…

Önceki gün Amerikan Elçiliğinin davetine katılan Sırrı Sakık, elçinin:

"Türkiye’den ayrılırsanız üçüncü sınıf bir Orta Doğu ülkesi olursunuz" sözüne, Sırrı Sakık’ın verdiği karşılık ilginçtir:

"Oylama olsa, Kürtlerin yüzde üçü ayrılmadan yana tavır koymaz."

Sırrı Sakık’ın bakış açısı Kürt gerçeğinin kenarına bile denk düşmüyor. Çünkü kendisi Türk maaş sistemi, güvenliği, sigortası ve olanakları tarafından doyurulmaktadır. BDP’li olsun veya olmasın, Tanınmış Kürtlerin çoğunun durumu budur. Ya memurdurlar, ya görevlidirler, ya da emeklidirler. Ya da Türk sistemiyle bağlantılı iş sahibidirler. Olabilir; ancak ulusal olaylara, kendi kişisel çıkarları açısından bakamak çok isabetli bir bakış açısı değildir. Bu bakış, Türk sömürgeci rejimi altında bulunan ve yüzde sekseni açlık sınırında yaşayan Kürt halkıyla alay etmek anlamına gelmektedir.

Son otuz yıldır kendisi için hiç uğraşmamış ve hiç hesap yapmamış kesimler vardır. Bunlar dağdadır, hapistedir, mezardadır, yaşıyorlarsa aynı davranışlar içinde olanlardır. Sürgündür. Taş atan çocuklardır, Cizre’dir, Van’dır, Botan’dır… Türk usulü çözüm ve iyileştirmelerde bunlara düşecek yine hiç bir şey yoktur. Sırrı Sakık bu konuda yanılmaktadır. Eşit propaganda koşullarında Kürt halkının en az yarısı, ayrılmadan yana tavır koyacaktır.

Çok cılız olan ve daha çok kişisel çıkarlar peşinde koşulan Kürt kurumsal dünyasının, birçok şeyini mücadele uğrunda tüketmiş milyonların yaralarını saracağı ve sahipleneceği iddiası gerçeği ifade etmemektedir. Yirmi sene dağlarda kalıp, aşağı inenlerin durumu ortadadır. Cezaevinden çıkanlar da öyledir. Kendim de on ömre yetecek kadar tecrübe sahibiyim. 1992 yılında Ankara’da 24 yaşından ölen kardeşimin götürüp defnetmek için borç aldığım tabut parasını bir fırsatını bulup hala ödeyemedim. Hastane imamına olan cenaze yıkama borcum hala duruyor.

Üç suikast girişimini savdıktan sonra Avrupa’ya kendi çabamla ve bir dostun verdiği yüz mark para ile çıktım. 1993 yılında geldiğim Paris’te, PKK ile aram açıktı. Yol göstermesi için başvurduğum Paris Kürt Enstitüsü Başkanı, dört saat girişte beklettikten sonra, gönderdiği bir çalışanı aracılığıyla, görüşmeye zamanının olmadığını bildirmişti. Onlar Paris’te çok önemli işler yapıyor, bizse kan ve barut içinde sürekli cenaze kaldırmaktan geliyorduk… O kapıdan mahcup bir şekilde gönderildikten sonra sokaklarda kimliklere plastik yaptım, inşaatlarda çalıştım, metrolarda çerez sattım… Bir kez daha gördüm ki, Kürdistan Türk sömürgeciliğinin hakimiyeti altında kaldıkça, bizler günde yirmidört satte çalışsak, işin içinde Kürdistan davası olduğu sürece bizhep eziyet çekecektik.

Ancak şunu da öğrendim, bir yeteneğin, gücün, inancın ve ürettiğin bir şeyler varsa sırtını, yaşam ve direniş damarları açığa çıkmış Kürt halkına dayayacaksın. İçlerinde, gösterdiği dayanışma örneklerinde isimlerinin anılmasından mahcubiyet duyan o kadar çok duyarlı insan var ki… Düşleri, inançları ve umutlarıyla pırıl pırıl insanlar…

Ben, Kürdistan Post’u yedi yıldır onlar için taşıyordum. Sürgüne insan onlar için dayanıyor. Hapishanelerin hücrelerini ve işkence tezgahlarını onların eşsiz desteği katlanılır hale getiriyor.

Bütün anılar içinde şu an aklıma iki fedakarlık örneği geliyor. 1992 yılında, bir grup gerilla ile yol alıyorduk. Suruç’ta sınırı geçtikten sonra yollarımız ayrılacaktı. Önümde kırk kilo ağırlığında bir kız yürüyordu. Silahı ve sırt çantası 25 kilodan hafif değildi. İki büklüm yürüyordu. Dağlara ulaşmak için çok telaşlıydı. Projektör ışıklarının altına geldiğimizde kızı daha iyi seçebildim. Dal gibi, incecik bir kızdı. Ense tüyleri terden sırılsıklamdı… Kendi içimden dedim:

"Kız nereye gidiyorsun böyle?"

Gitti, o yükün altında nasıl gitti bilmiyorum. Sonra gazetelere şehit resmi iliştirildi.

Aynı grupla, bir gün önce gece bir Kürt köyüne uğramıştık. Elbiseler, ayakkabılar çamur içindeydi. Evin gelini iki saat içinde bütün ayakkabıları temizledi. Elbiseleri kuruttu. Yirmibeş kişinin karnını doyurdu. Kürtçe bilmediğim için bir arkadaş aracılığıyla geline şöyle dedim:

"Bu kadar işten sonra Gelin Hanım bir haftada kendine gelemez."

Gelin Hanım güldü:

"Yarın aynı büyüklükte başka bir grup gelecek," dedi.

Bizler bunlar için direniyoruz işte. Güç ve inancımızı bunlardan alıyor ve bunlar varsa mutlaka zafer kazanacağımıza inanıyoruz…

Kürdistan Post’u, bugüne kadar var olan çizgisini sürdürecek bir veya birkaç arkadaşa devretmek istiyorum artık. Gözlerim yoruldu, hayatı, kendimi, çevremi çok ihmal ettim. Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda, kendimi biraz daha serbest hissetmek istiyorum… Uzak yolculuklara çıkmak, okumak, Kürdistan toplumunun direnen dinamikleriyle daha sağlıklı bağlar kurmak istiyorum…

Zamanı ve kapasitesi elveren arkadaşların bu konuda bana yazmalarını rica ediyorum. Kurdistan-post ulusal bir mevzidir. Mevzi terk edilmez, eğer sahiplenecek olanlar varsa, daha dinamik arkadaşlara devredilir… Bu yolda bir süre daha yayın akışını devralacak olan arkadaşlara desteğimi sürdürürüm.

Kendi açımdan iki dönüm noktası olan eski ve yeni kitaplarımın basımı ve Kürdistan-Post’un sahiplenilmesi konusunda Kürt yurtseverliğinin ve dostların gerekli ilgiyi göstereceklerine inanıyorum.

 

 

Saygılarımla

25.07.2010

 

 

 

 

 


Yazar: Hasan Bildirici
Tarih: 2010-07-25


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurdistan-Post.Org (Com) Kürdistan'in Özgür Sesi
http://kurdistan-post.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://kurdistan-post.com/modules.php?name=Niviskar&op=viewarticle&artid=2316