Bir kitabın, bir makalenin, hatta bir satırın yazarını tanıyorsanız eğer, o yazının hangi şartlarda yazıldığını, yazarın o an neler hissettiğini sanki o yazıyı siz yazmışsınız gibi iyi bilirsiniz. Yazı, insana ait duyguların hepsinden izler taşır. Yazıyı oluşturan her harf canlıdır, her harfin bir karekteri vardır. O yüzden yazı aldat(a)maz.
Hasan Bildirici’nin son romanından bahsediyorum.
Kitabı okurken “Aşk fahişesi” Bayan Maria’nın bölümlerinde Bayan Maria’nın ısrarcılığından bunalan Hasan Bildirici’nin kafayı dağıtmak için billgisayarın başına geçip tanımadığı birileriyle hırslı bir şekilde satranç oynadığını çok net gördüm. Sürgündeki Kürt aydınlarının sembolü Ahmet Zana’yı konuştururken, cümleleri oluşturan her bir kelimenin göğsüne sivri bir bıçak gibi saplandığını ve bu acılı ruh halini dindirmek için bir sigara yaktığını, Ahmet Zana’lı tüm satırlardan çıkardım. Sürgündeki Kürtler gibi kökünden koparılıp gurbet ellere savrulan Yahudi asıllı Albert’in çaresizliğini yazarken bunalıp, evinin az ilerisindeki bahçesinin toprağına sığındığını da gördüm.
Hasan Bildirici’ye misafir olduğumda roman yazım aşamasındaydı. Heyecanla ‘Güzel bir roman olacak’ diyordu. Romanın adı yoktu, ama Bayan Maria vardı. Adına “Aşk Fahişesi” dediği Bayan Maria’nın hikâyesini anlatmıştı. Ve o hikâye kitaplaştı. Adı; Geçmişin Gölgeleri.
Kitapları tek cümle ile tanımlamak mümkün olmadığı gibi doğru da değil. Ama biri, nasıl bir kitap diye soracak olsa en kestirme ifadeyle derim ki, herkesin kendi geçmişinden izler bulabileceği bir kitap. Okuyan herkesin, kitap kahramanlarıyla birlikte istese de istemese de kendi mazisine yolculuk yapmak zorunda kalacağı bir kitap.
Geçmişin Gölgeleri birçok kaygıyı dillendiriyor. Kitapta, aşk var, ıstırap var, korku var, bastırılmış cinsellik var, ihtiras var. Okuyucusuna göre değişebilir ama, Bildirici’nin kitaplarına iskelet olan, Kürt yurdunun talan edilmişliği, bu kitabın da temellerini oluşturuyor. Sürgündeki Kürt direnişçisi Yılmaz’ın miras diye geride bıraktığı mektup acaip derece de insanı yüreğinden yakalıyor. Her satırı kahır dolu o mektubu okurken insanın, Allah, böylesi çileyi düşmanıma bile nasip etmesin, diye dua edesi geliyor.
Kitap eleştirileriyle ilgili yazılarda şöyle bir bölüm vardır; yazıyı yazan kişi, tarafsız bir eleştiri yaptığını göstermek için, yazının bir bölümünde, kitabın her şeyi çok güzel de, şurası şöyle olmasaydı kitap mükemmel olurdu, der. Böyle bir numaraya başvurmayı gerekli görmüyorum. Vallahi de billahi de kitapta eleştirilecek birşey yok. Tam manasıyla bir roman yani. Söylenecekse eğer söylenebilecek tek şey var; Hasan Bidirici, roman yazarlığı konusundaki iddiasını, kendi rekorunu kıran maratoncular gibi, daha önceki kitaplarından bir adım daha ileriye taşımıştır.
İnsan biraz da doğduğu yere benzer, demişler ya, Hasan Bildirici inanılmaz derecede Kürdistan’a benziyor; Yetim ve sahipsiz. Oysa Bildirici’nin romancılığı, tartışma götürmeyecek kadar dünya ölçeğinde. Şimdi böyle yazdık diye herşeye maydanoz olan hazımsız ve kıskanç birileri, dünya romanının ölçüsünü biliyor musun ki bunu iddia ediyorsun? diyebilir. Doğru, romancı filan değilim, ama iyi bir roman okuru olduğumu tartışmaya açmam. Okuduğum kitapları bir teraziye koyup tartsam kilomu aşacağı kesin. Hasan Bildirici dünya ölçeğinde bir romancıdır, dememin dayanağı da budur.
Bir gün Kürtlerin roman tarihi yazıldığında Bildirici’nin oradaki yerini şimdiden görebiliyorum.
Özgürlük hareketleri semboller üstünden yürür. Diyorum ki gayet çalışkan ve bir o kadar da başarılı olan Hasan Bildirici’yi Kürt romanı adına semboleştirmek tamamen bizlerin elinde. Katkı sunmak gerek.
Birgün, İstanbul’dan, bir isteğininin olup olmadığını öğrenmek için Hasan Bilidirici’yi aradım. Dedi ki, Sultanahmet’ de benim kitaplarımı basan Belge Yayınları var. Zahmet olmazsa eğer kitaplarımdan bir koli yapıp bana gönderebilir misin? Gittim. Van Gölü’nde Yılanlı Bir Günün Esrarı isimli kitabı dışındaki kitapları sanki hiç basılmamış, sanki böylesi kitaplar hiç yazılmamış gibiydi. Tekrar telefon açıp kendisine durumu izah ettim. Dedi ki; görüyorsun değil mi, kitaplarımız da bizim gibi öksüz ve sahipsiz. Hasan Bildirici sıkı bir romancı, son kitabı Geçmişin Gölgeleri ise ciddi manada bir kitap. Sahip çıkın!
Sizden olanları yarıyolda bırakmayın!
NOT: Hasan Bildirici’nin mail adresi bildiricihasan@hotmail.com Kitabı edinmek isteyenler bu adresten kendisine ulaşabilir. Mutlaka okunması gereken bir roman.