Kürtlerin çeşitli ekmek yaptıkları biliniyor. Kısaca tandır ekmeği, saç ekmeği, yufka emeği, kete, bînselk, vs... Herkes pişen Kürt ekmeğini ya açık, ya gizli çalıyor. Bu kadar çok çalınmaktan sonra Kürd’ün de kursağına bir şey düşmüyor. Halbuki ekmek Kürd’ün nimetinin en başında geliyor. Yaşlı adam çocuğa soruyor :
“Baban ne yapıyor ?”
Çocuk cevap veriyor:
“Ekmek parası kazanıyor,”
Çünkü onun dünya nimetleri içinde ne siyah HAZER havyarından ne de Kürdistan’ın her yöresinin güzelim yemeklerinden haberi vardır.
Onun için babam viski, havyar parası kazanıyor demiyor. Varsa yoksa ekmek... Ekmek, Kürd’ün hayatında birinci sıradadır. Ona mukaddes bakar, “bîvi nane- bu ekmek hakkı için”, ‘’bî nane wê malê-bu êvîn mukaddes ekmeğine yemin ederim ki ? diye yemin ederler.
Ama ne yazık ki Kürd’dün ekmeği gizli veya açık elinden alınıyor. Suriye’de, Güney Batı Kürdistan’ı boydan boya gezdim. Oradaki Kürdistan buğday ve petrol deposudur, ama petrol Şam’a doğru pompalanıyor. Oradaki Kürt bir tek ekmeğe talim ediyor. Afrin’in Zeytin ve zeytin yağı da cabadan. Emperyalizmin kökü işgale, sömürüye ve çalıp götürmeye zorbalığa dayanıyor. Karşı çıkarsan hapis var, sürgün var, o da olmazsa ölüm var; işte yüz yüze kaldığımız iki yüz yıllık ceza.
Ahmet Arif :
“Bunlar engerekler ve yılanlardır.
Bunlar ekmeğimize, aşımıza göz koyanlardır’’ demedi mi ?
Musa Anter Kımıl şiirinde, “Seni süne (kımıl) ve Sünenin afetinden kurtaracak kardeşlerin yetişiyor merak etme” diyordu. Yetişen kardeşlerini teker teker öldürdüler. Dağa çıkışımız işte bundan. Bu sefer Haftanın, Kandil etekleri, Avaşin’i gezdim. Dağlara dönüp dönüp baktım. Bu dağlar dost dağlar, mahcup etmez insanı dedim. Yağmurlu bir akşamı Hewler’e döndük. Evet bir yüzü ile de tanıdım vatanı. İki direnişçi lider, sahnede Kürdistan petrollerinin vanasını açarken
tarihi bir gün yaşadık. Kürtler artık dünya petrol piyasasında varlar, bu sene günlük üretim yüz seksen varil, yeni yılda üç yüz bin varil, bir yıl sonra günde bir milyon varil üretecek. Gazı da NABUKO Projesine bağlayarak Avrupa’ya satacaklar, belki de proje yürüyor. Yani artık Kürt
çocukları yalınayak ekmeğe talim etmeyecekler...
Merasimden iki gün sonra Yılmaz Güney’in Hanımı Fatoş Güney çıkageldi. Kendal Nezan’a sormuş, ben gidiyorum ama beni kim karşılayacak ? Nezan da demiş ki:
“Orada iki Kürt prensesi var: Biri Celadet Bedirxan’ın kızı Sinemkan, ikincisi de Cemil Paşazade Ferda Cemiloğlu.”
Aynı sitede kapı komşuyuz, Ferda Hanım telefon etti, Yaşar ağabey Fatoş Güney burada, sana
geliyoruz, dedi. Dünya benim oldu. Görüşmeyeli yıllar olmuş. Sarıldık. Biraz o ağladı, biraz da ben. Oturduk Yılmaz rahmetliyi biraz o anlattı, biraz ben. Dedim ki,
“Fatoş, Bu dağlar seveni sever, adlı kitabını okudum. Bir kadın aşık olduğu erkeği bu kadar güzel anlatabilir. Orada, ‘ben Yılmaz’a kaçtım. Beni Levent’te annesinin yanına bıraktı, kendisi otele gitti yerleşti. Nikaha kadar telefonla görüştük,’ diyorsun.”
Fatoş, “Yaşar Abi, annemin veya babamın elini öpmek için ayağa kalkar, ceketinin düğmesini ilikler, öyle öperdi. Her buluşmamızda beni uğurlarken ‘kendine iyi bak ciğerim’ derdi, hep benim için endişe ederdi...”
O anlattı, ben anlattım saatler geçti, ağladık, andık tekrar yüreğimize gömdük. Bir Hewler akşamında, beraber yemek yedik. Ertesi gün Mir Celadet Bedirxan’ların kızı Sinemxan
Ablamız gerçekten bir prenses sofrasında bizleri ağırladı, zaten Fatoş’u Paris’ten tanıyor.
Sözleştik, Kürdistan’a yerleşmeye karar vermiş. Şeqlava’da, dağın eteğinde dağ evleri yapacağız. Fatoş hayvan yetiştirecek, Ferda Cemiloğlu iş kadını, hayatına devam edecek, ben de dostlarımla
buluşacağım. Bir parça yüreğimizi de yanına koyarak onu havaalanına uğurladık. Dünya küçük, Hewler’den Fatoş Güney de geçti.
Dünya küçük, Mahabat Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın oğlu Ali Gazi iki ev ötemizde, onun yanında Ferda Cemiloğlu, sonra adını yazamayacağım kırk dokuzlardan birinin oğlu var, daha ötede Fransız Konsolosu Kürt dostu Monseur (Mösyö) Tissot oturuyor. Orada şu anda bir araya geliyoruz. Hiçbir servetin satın alamadığı dostluklar bunlar.