Med-cezir’i(gelgit) fazla olan okyanus kıyılarında otlar vardır; Kısa, çelimsiz, alacalı-bulacalı. Bir oyana yatık, bir bu yana. Rüzgâr eser bir hal alır, yağmur yağar başka bir hal. Güneş vurur bir hal alır, üstünden insanlar geçer başka bir hal.. Denizin kıyıya yaklaşmasıyla su içinde kalırlar, uzaklaşmasıyla çıplakta. Anlayacağınız sulu da olamazlar susuz da.
Kürtler, kıyıdaki o kadersiz otlardır işte.
En çok da kendi akılsızlığından çeker.
Yazımın birinde, “Kürt halkının önündeki adamlar, Kürtleri, darıyı görünce tüm dertlerini unutan sersem tavuğa dönüştürdüler.” demiştim. Amerika’dan mı ne, bir Kürt yurtseveri “Neden Kürt siyasetçilerine bu kadar tahammülsüz yaklaşıyorsunuz?” diye sert bir e-mail göndermişti. Bende, “Eleştirinizi anlayışla karşılıyorum.” mealinde formal bir cevap yollamıştım.
Şimdi,
Eğer o arkadaş bu satırları okuyorsa başta, o olmak üzre okuyan bütün arkadaşlara soruyorum;
İçinizde Kürtlerin ne istediğini tam manasıyla bilen var mı?
Dersimlilerin dediği gibi, Munzur Babo çarpsın ki anlayabilen olduğunu sanmıyorum.
Kimi, federasyon ister, kimi ona karşı.
Kimi, anayasal vatandaşlık der, kimi de onu ihanetçi ilan eder.
Kimi, Güney Kürdistan’daki federasyon der, kimi Osmanlı modeli...
O kadar çok ki hangi birini yazayım.
Anlayacağınız halimiz içler acısı.
Devletin başına gökten bir taş düşse ve kazara, “hadi sizi azat ettim, kendi kendinizi yönetin” derse var ya, işte o zaman hapı yuttuk. Maazallah tamı tamına iki buçuk günde birbirimizin kafalarını kırmaktan bitap düşeriz.
Kürt Sorunu şu anda masada, boylu boyunca uzanmış yatıyor. Devlet, masanın başına geçmiş karşısında bu konuda kendisiyle bilek güreşi yapabilecek aktörler arıyor. Açıkçası devletin başka şansı da yok. Dünyanın isteği de bu. Artık herkes biliyor ki Orta Doğu’da barışın olabilmesi için Kürtlerin gasp edilmiş haklarının geri verilmesi bir zorunluluktur. Kürt tarafı ise, soğuk savaş dönemlerindeki argümanlarla birbirlerini tuzaklama yarışında.
Başka bir halkın kaderi bu kadar tartışılıyor olsaydı eğer, milyon defa ulusal kongreler oluşturarak bu meseleyi kendi içinde tartışmaya açardı. Bizde ise, bırakın kongrelerde bu meseleyi tartışmayı, iki ahbap bir araya gelip konuşamıyor.
Ve Bunun adı;
Gaflettir.
Siyasi komplekstir.
Siyaset tüccarlığıdır.
Eksikliktir.
Şimdiye kadar, Diyarbakır, Dersim, Midyat, bilmem nerede değişik Kürt grupları eğer bir araya gelip tartışamıyorsa bu, siyasi kompleksin daniskasıdır.
Değişik fikirlere sahip üç tane Kürt yazarı bir platformda buluşup üç tane kelime tokuşturamıyorsa bu eksikliktir.
Avrupa”da ya da Kürdistan’da, bir Kürt kurumu değişik fikir sahibi üç aydını bir araya getirip tartıştıramıyorsa bunun adı gaflettir.
Kürt diyarlarındaki herhangi bir belediye, bir organizasyon düzenleyip değişik dünya görüşüne sahip üç tane Kürdü bir araya getirip onlara bir çay içirtemiyorsa bu siyaset tüccarlığıdır.
Ê...
Böyle şeyler olmayınca da üçüncü sınıf bir gazino arabeskçisinin arkasındaki bozuk orkestra, tangırı tangırı diye çıkardığı seslerle nasıl beş on dakikadan sonra dinleyeni dumura uğratıyorsa, her kafadan çıkan organize olmayan bu sesler de insanda ne sinir bırakıyor, ne sabır, ne de tahammül.
Bu kadar laftan sonra içinizden biri, “Peki, sence Kürtler ne istiyor?” diye soracak olursa eğer, cevabımı veriyorum;
Bu manzaraya göre Kürtler hiçbir şey istemiyor .
Sahi sizin cevabınız ne?