Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Özerklik
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Bayram ve bağımsızlık
Hasan Bildirici
Aydın Dere
AKP ve PKK
Aydın Dere
      
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.
   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   RÖPORTAJ


www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 1
Misafir(ler) Çevrimiçi: 84

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 


Dönüşü Olmayan Yol(II)-SARYA
Hasan Bildirici
Hasan Bildirici

Tarih: 4 Ekim 2009 Pazar



Basıldığı günden beri ilgiyle okunan Dönüşü Olmayan Yol adlı romanımın ikinci cildini tamamlayıp baskıya verdim. Kitap elimden çıkınca ben de boşluğa düştüm. Aylardır roman kahramanlarıyla oturup kalkıyordum. Roman, bir iç diyalogdur zaten. Romandaki karakterler gerçek hayattaki karakterlerden baskın olmazsa yazar roman yazamaz. Aylardır onlarlaydım. Onlar beni, ben onları biçimlendirdim… Cemil Hoca, Çekdar, Rojda, Baran, Haydar, Yüzbaşı Kemal… General Alpdoğan… Melsa… Zagros… Sarya… Halil Şerefoğlu… Kitap elimden çıkınca, çalışma odasındaki roman ailesi dağıldı.

Roman, Komutanlığını yaptığı gerilla grubunu bırakıp kaçan ve Rozerin’in yitik mezarına sığınan çaresiz Sarya’nın şu sözleriyle başlıyor:

“Uzun bir ayrılıktan sonra sana geldim Rozerin. Benim ölü arkadaşım... İstanbul’dan peşim sıra koşup gelen Haydar, dağların direnç ve güçlüğüne çekip gitti. Ben kaçtım, savruldum, yola çıkış ideallerime bağlı kalamadım. Şimdi, Kürt yurtseverliği izi üzerinde, görüldüğü yerde kurşuna dizilecek yönsüz bir yalnızlık rüzgârıyım ben. Senin kar altındaki buzlu koynunu özlüyorum…”

Hem Parti, hem devlet Sarya’nın peşindedir. Ne kadar çok Kürt direnişçi iç sorunlara yenildi. Fakat Sarya dirençlidir…

Siyaset, toplumsal direnişlerin ruhunu doyurmada yetersiz kalıyor. Bu normaldir. Siyasal bir varlık olmaktan çok sosyal bir varlıktır insan. İngiliz, Rus, Fransız veya Alman aydınlanma çağının ruhunu filozoflar ve yazarlar biçimlendirdiler. Roman, güçlü ve etkileyici bir sanat türüdür. Var olana karşı yeni bir hayattır. Yanlı veya yanlış algılanmış uyduruk hayatlara karşı bir isyandır aslında… Romancı, olup biteni yazmakla yetinmez; o aynı zamanda kahramanları aracılığıyla sorular sorar, davranışlar tertipler, toplumsal çelişkileri ve çözüm yollarını tartıştırır… Romanı güçlü kılan budur. Olayları yaşayanların iç dünyalarına, onlar aşan bir gözlemle iner romancı.

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin romancısıyım ben. Bu nedenle egemen kültürden, egemen yayıncılıktan, egemen edebiyat çevrelerinden uzak durdum. Sözünü ettiğim çevreler Kürdistan’ın özgürlüğünü nasıl reddediyorlarsa, bu içerikteki sanat ve edebiyatımızı da ret edeceklerdir. Ya da kabul dereceleri, bizleri kendilerine benzettikleri ve bizim aman dilediğimiz ölçüde olacaktır…

Ahmet Kaya’ya çatal bıçak saldıranlar, sistemlerini yürütemedikleri için şimdi onun ölüsünden medet ummaktadırlar… Said-i Nursi’yi kaybedenler şimdi, ulusal birliklerini yeniden rayına oturtmak için onun ismine sarılmaktadır.… Ölü sevicidirler… Ölü Nazım Hikmet’i sevmektedirler.

Bu nedenle samimiyetsizdirler… Yaslarla uğraşacaklarına kişilerle uğraşmaktadırlar.

Böyle bir egemen sistemin, egemen yayıncılığın, egemen edebiyatın önünde diz çökmeyi, Kürdistan dağlarında yatan binlerce mezarsız ölüye hakaret saymak gerekiyor. Daha dün havan atışıyla kırk parçaya bölünen Ceylan kızımızın toz duman edilmiş çocuk düşlerine ihanet olarak algılamak gerekiyor.

Kürdistan ülkesi adına yazıp konuşan aydınlar, sömürgecilik ve egemen kültür karşısında dik durmak zorundadırlar. Babalarını ve amcalarını öldüren polis panzerlerine taş atan çocukların en az yarı yüreğine sahip olmalıdırlar…

Kürdistan yazarının temel mücadelesi sömürgeci kültür ve edebiyat içinde yer etmek olmamalıdır. Eğer bu doğru bir davranışsa, o zaman bir Kürdün de egemen siyaset ve egemen bürokrasi içinde yer etme mücadelesini yerinde ve meşru görmemiz gerekir… Halbuki aydın ve yazarlar bu tür konularda daha hassas olurlar.

Türk mahkemesi, Dönüşü Olmayan Yol’un birinci cildine üç yıl hapis cezası vermişti. Türkiye Yazarlar Sendikası mahkemeye şöyle bir rapor sunmuştu halbuki:

 

“Yazarlar yarattığı kahramanlarla, betimledikleri (tasvir ettikleri) tiplerle, ortamlarla özdeş tutulamaz. Katil karakteri yaratan ya da o karakteri/tipi sahnede canlandıran sanatçıların katil muamelesi görmesine benzer bu… Hasan Bildirici’nin romanında bir sorunun pek çok yanına değinen ana karakterlerin yanı sıra pek çok ikincil tip vardır. Ancak kitap bir bütün olarak şiddet propagandası, savaşı özendiren bir düşünceyi övmeyi değil, bu koşullar içinde yaşayan bir kesimin durumunu göstermektedir.”

Türk mahkemesi, hukukçu Eren Keskin, stend-up'çü Murat Batgi ve yazar Edip Polat'ı Kürdistan kelimesi kullandıkları için birer yıl hapis cezasına çarptırdı. 40 milyonluk bir halkın üstünde yaşadığı ve herkesin de adını Kürdistan olarak bildiği bir ülkenin adını anmak Türk Ceza Yasasına göre suç… Bir ülkenin adını anmak suç oluyorsa, o ülkenin özgürlüğü için mücadele etmek de suç oluyor… Özgürlük mücadelesi verenlerin romanını yazmak “şiddeti övmek!” oluyor böylece.

Dönüşü Olmayan Yol(II)-SARYA adlı romanım da, Kürt özgürlük mücadelesini, bu uğurda verilen kayıpları, cinayetleri, gerilim ve tertipleri anlatıyor…

O gün, Üniversiteli bir gencin tesadüfen bir röportajını okudum. Röportajı yapan soruyor:

“Son bir yılda okuduğun kitaplar içinde en çok hangisini beğendin?”

“Dönüşü Olmayan Yol!” diye cevap veriyordu üniversiteli Kürt genci.

Diyarbakır Çocuk Korosu’nun Amerika’da sürgünde bulunan şefi Duygu Bayar, o gün bana şöyle bir mesaj yazmıştı:

“Ağabey, burada Dönüşü Olmayan Yol romanından bir adet var. Elden ele dolaşmaktan kitap okunmaz hale geldi. Lütfen on adet gönder!”

Benim bütün amacım buydu. Romanları öncelikle Kürt evlerine sokmaktı. Bunu bir ölçüde başardım. Kimse bizi ölçüleri, sınırları, hukuku, asgari özgürlüğü belirlenmiş diğer uluslarla ve devletlerle kıyaslamamalıdır. Tutsak ülkenin yazarlarının öncelikle kendi halkını özgürlüğe taşımak gibi bir sorumluluğu vardır. Anadilinde eğitim dahi göremeyen bir ülke halkının yazarlarının egemen kültürle çok şiddetli tartışmalara girmesi bu nedenle bir zorunluluktur…

Dönüşü Olmayan Yol(II)-Sarya romanını Türkiye’de bastırsaydık kitap yine ceza alacak ve yasaklanacaktı. Ne garip çelişki! Bizim için iyi olan Türk devleti için kötü; Türk devleti için kötü olan bizim için iyi niteliğine bürünüyor… Bu kadar farklılaşmış ve bu kadar ayrı düşmüşüz… Ceza yasaları ve yasaklar da devletin Kürde yönelik düşman yüzünü maskeleyen paravan kanunlar… Kürt düşmanı uyduruk kanunları ve yasaları yırtıp atmak gerekiyor.

Diyarbakır, Van, Batman, Bitlis benden kitap istiyor. Altından kalkamıyorum… Benim ismimle gönderdiğim paketler çoğu zaman yerine ulaşmadığı gibi, maddi olanaklarım ayrıca buna el vermiyor. Posta parası vererek gönderdiğim tek tek kitapların tutarının bana ulaştırılma şansı yok. Hakkari’deki bir gençten yirmi liralık kitap parasını nasıl isteyeyim? Göndermeye kalktığında daha fazlasını havale yolunda harcayacak. Ayrıca Cizre veya Hakkari’ye gönderilen kitabın karşılığını istemeye içim el vermiyor… Ama ben de ancak yazabiliyor ve kendi olanaklarımla basabiliyorum… Karşılıksız kitap dağıtmaya kalktığımda bu işin çekilir ve dayanılır yanı kalmaz…

Yasak, ceza, sürgün; tutsak bir ülkenin yazarı için çok berbat bir şey… Ama bu kitaplardan her şehre ve farklı adreslere en az beş- on tane gönderilmesi gerekiyor… Kitaplarımızın özgürce basılacağı zamana kadar bu nedenle dayanışma ve ilgi içinde olmak zorundayız… Avrupa’da az çok olanağı olan arkadaşlardan rica ediyorum… Benden birkaç kitap fazla isteyip, Türkiye ve Kürdistan şehirlerinde bulunan dost, akraba ve arkadaşlarına göndersinler… Bu bence çok daha anlamlı bir armağan olacaktır… Dönüşü Olmayan Yol romanları, insanlığının bütün öğeleri baskı ve şiddet altında tutulan tutsak Kürt halkının fedakar evlatlarının çabalarına verilmiş sanatsal bir karşılıktır. Kürdistan’da kimyasal zehir etkisi gösteren Türk sömürgeciliğinin ölüm duvarlarında onarılmaz gedikler açmalıyız. Her alanda yapmalıyız bunu. Bu saatten sonra sömürgeci barbarlığa ihtiyacımız yok bizim. Özgürlüğe ihtiyacımız var…

***

Kitabın posta masrafıyla birlikte tutarı yirmi eurodur. Kitaba sahip olmak isteyen arkadaşlar email adresime isim ve adreslerini bildiren bir mesaj bırakabilirler… Üç hafta kadar sonra kitap kendilerine gönderilmiş olur.

*****

Diğer kitaplarım:

Pusu(Öykü)

Şervan(Roman)

Son Mektup(Roman)

Geçmişin Gölgeleri(Roman)

Dönüşü Olmayan Yol (I)

*****

1-Ülkeye dönüş, 2-Yasak Ülkenin Günlüğü, 3-Kürt Halkının Dostları kimlerdir-Beşikçi eleştirilerinin anlamı 4-Beka-Yaratılan Toprak adlı kitaplarım hiçbir yerde yok. Basıldıktan kısa bir süre sonra tükenen ve ikisi cezalı olan bu kitapları olanağım olduğunda yeniden bastıracağım…

Saygılarımla….

04.10.2009



  
Hasan Bildirici
bildiricihasan@hotmail.com




Bu köşe yazısı 23718 defa okundu. Toplam 1120 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


[ Geri Dön: Hasan Bildirici ] - [ Yazarlar İndeksi ]

Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2009 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.