Televizyondan bir görüntü…
Beş yaşında bir çocuğun eline boyundan daha büyük bir mikrofon tutuşturmuşlar ve çocuk yırtına yırtına İstiklal Marşı’nın on kıtasını okuyor. Zavallı yavrucak o kadar yırtınarak okuyor ki, suratı mosmor. Çarparım, yırtarım, ezerim gibi şiddet içeren mısraları okuduğunda kâh eliyle sinesini dövüyor, kâh ayağını sertçe yere vuruyor.
Ve çocuk, yurtdışında yaşayan bir gurbetçinin çocuğuymuş. Türkiye’yi ise hiç görmemiş. Şiir bittikten sonra kelle avcısı yamyamlar gibi gözleri fıldır fıldır dönen fırıldak muhabir, yavrucağızı konuşturmaya çalışıyor. Nafile. Şiir okurken kendini paralayan çocukta ses seda yok. Beş yaşında ezberlediği İstiklal Marşı’nı okudu diye dünyayı kurtaracak hali yok ya. Çocuk bu. Bu yaştaki çocukları konuşturmak çok zordur. Bir şey sorarsınız, o mahzun haliyle hafiften boynunu büker, ya kısık bir sesle cevap verir size, ya da yüzüne hafif bir gülücük kondurarak öylece durur. Bu çocukcağız da öyle yaptı. Susuverdi yani. Bizim fırıldak muhabir devreye girdi ve dedi ki; “Sayın seyirciler, bu yaşta İstiklal Marşımızın on kıtasını okuyan bir çocuk kim bilir ilerleyen yaşta neler yapar!’’
Fırıldak kardeş, ben söyleyeyim…
Normalde oyun oynayıp dünya işleriyle meşgul edilmemesi gerekirken bu yaşlardaki çocuklar, kafalarına zehir ekildiğinden dolayı büyüdüklerinde kendilerinden farklı düşünüyor diye Ahmet Türk’ün burnunu kıracaklar.
Bu çocuklar büyüdüklerinde, içe içe zom olurlar da din iman meselesini kimselere kaptırmazlar. Rakı sofrasında aldıkları fetva ile de gidip başka dinlerden olan insanların kafasını kör bıçakla keserler. Ya da, “Sen, nasıl İlaha başka yoldan tapınırsın.” diye papaz bıçaklarlar.
Bu yaşlarda beyinlerine şiddet ekilen bu çocuklara “Ermenistan neredir?” diye sorsan, haritadan yerini gösteremezler, ama adını dahi bilmedikleri bir Ermeni yazarı ensesinden kurşunlarlar.
Gider yeryüzünün en adi işlerini yapar, mesela hırsızlık yapar, esrar satar, haraç keser ve yakalandığında ise kendisini görüntülemeye çalışan gazetecilere “Çekmeyin ulan ben terörist miyim!” diye tehditler savururlar.
Anladın mı fırıldak kardeş.
Fırıldak kardeş, sadece Türkler böyle değil…
Bazı Kürtlerin de bundan aşağı kalır yanı yok. Kürt festivallerinde yüzü gözü boyanmış, minnacık ellerine kocaman afişler tutturulmuş Kürt çocukları görürüm. Avazları çıktığı kadar, oyun sandıkları siyasi sloganlar atarlar. Yanlarında da babaları. Babaların suratların da ise savaş kazanmış komutan edası.
Yapmayın, etmeyin!
Çocukların düşleri de, vatan ve millet sevgisi de bu kadar ucuz değil.
Bunun yerine;
Festival ya da bayramlarda milli kıyafetlerinizi çocuklarınıza giydirin. Ya da ne bilim, kendi folklorunuzu oynamalarını sağlayın.
Çocuklarınıza tarihinizi öğretin.
Bilim öğretin.
Kendi dilinizi adamakıllı öğretin.
Başka ulusların dillerini öğretin.
Başta kendi halkı olmak üzere insanlığa nasıl faydalı olabileceklerini öğretin.
Ajitatif öğelere sahip politik bir dil, çocukların en son dokunacakları şey olmalı.
Kim bilir;
Kavganın o dikenli dilini öğrenmeyen bu çocuklar, bizim yapamadığımızı yaparak barışabilmeyi sağlayacaklar.
Medeniyetlere beşiklik yapmış bu toprakları tırnağınla kaşısan, değişik uygarlıklardan kalıntılar gözüne batar. Ama şimdi bu güzelim coğrafya imha, inkâr ve şiddetin topraklarına dönüştü.
Yazık.
Açıkça yazıyorum;
İstiklal Marşı’nı okuduğu için beş yaşındaki bir sabiyi kullanan muhabir ile, o çocuğu şimdiden zehirleyen Türk anne baba ve çocuğunun yüzünü gözünü boyayarak slogan attıran Kürt anne babanın ruh halleri aynıdır. Bunların hepsi aynı şiddet pınarından beslenirler.
Günahtır, yapmayın!